Well Wisher
Bazı zamanlar vardır, tesadüfen çalan bir müzik adeta bağıra bağıra hayatınızı anlatmaktadır. Biz böyle zamanlara, yani böyle tesadüflere anlamlanma diyoruz. Anlamlanma farklı sanatsal öğelerin, beynindeki kapıları aralamasıdır. Bu öyle büyük bir etkidir ki, adrenalin hormonu ya da yüksek voltaj bunun yanında ucuz birer malzemedir. Aralanan kapıda kendi hazinen bütün ihtişamı ile parlamaktayken, yüzünde oluşan kocaman gülümseme eşi benzeri olamayan bu etkinin göstergesi. Bu hazinenin parçaları- hayallerimiz- süzülüpte çıkıverir kapında ve bir anda farklı bir dünyaya girmenin sarhoşluğu ile gözlerini hazinene yumarsın. Hemen orada soru yağmura tuturken kendini, beyninde ve kalbinde büyük bir rahatlama hissedersin. Çünkü biliyosun ki bu hayatta aşk acısından bile beter bir şey var o da anlamlandıramadığın hayatın. Sürekli kara bulutların acımasızca yağmurunu bıraktığı beyninde oluşan bu en küçük rahatlama, en ağır dozda alınan uyuşturucu maddesi gibi ancak seni zehirlemiyor tam aksine yaralarının ilacı. Evet yaralarımız var bizim, sorduğumuz sorulara alamadığımız cevapların verdiği yaralar ve mutsuzluk. Mutsuzluk en büyük işkencesi hayatın, oracıkta ölmek isterken çoğu zamanda anlam veremezken bu mutsuzluğuna işte senin ilacın.
Aslında bütün bunları yazmamın sebebi well-wisher adlı bir müzik. Melodileri sizi sardığı anda, dünyanın en güzel hapsine girdiğinizi hissediyorsunuz. Önceleri kendinizi bırakmak istemesenizde hemencecik etkisi altına alıyor sizi ve çaresizce uçuruma bırakıveriyorsunuz neyiniz varsa. Biliyorsunuz ki bu uçurumda özgürlük ve özgürlüğün vaad ettiği bütün tatlılıklar var. Sonra bu özgürlüğün içinden en son beyniniz kurtuluyor, salıveriyor hazinesini uçuruma. Bu esnada yaşadığınız anlamlanma, alanında en iyi doktorun bile başarmakta zorlanacağı bir tedavi biçimi. Gözlerinizin önünde hayalleriniz süzülürken, her birinin ne kadar değerli ne kadar siz olduğunu bir kere daha görüyorsunuz, aklınıza gelmiyor başarmış olup olmadığınız. Gerçekliğin mutsuzluğuna kapılmıyorsunuz, çünkü gerçeklik bir bardak suyu içerken susuzluğunuzu bastırma içgüdüsü. Suyu hissediyorsunuz, vücudunuzda yarattığı serinlik başka herhangi bir şeyle ölçülemeyecek kadar değerli ve değişilemez. Zaten well-wisher su gibi, vücudunuzda dolaşıyor; en özel, en derin bölgelerinize temas ederken duruluğu, temizliği hissediyorsunuz. Ahenkle dans ederken herbir noktanız, hayallerinizi serbest bırakmanın huzuruna varıyorsunuz.
İç sesimiz dinledikten sonra bir de araştırmak istedim kim bu olağanüstü insanlar, bu müziği yaparken ne hissettiler. Esbjörn Svensson adlı bir üçlü çıktı karşıma, 90' lı yıllarda bu işe gönül verip yola çıkıyor üç arkadaş. Bas' ta Dan Berglund, piyanoda Esbjorn Sevsson ve son olarak Magnus Ostrom vurmalı çalgılarda yerini alıyor. Klarnetçi ve saksafoncu Michael Moore " Bugün amerika’da konformist çalan bir jazz müzisyeni çok daha rahat iş bulur kendisine. avrupa’da ise durum farklıdır. son 25 yıla bakıldığında, amerika’ya göre çok daha büyük bir dinleyici kitlesinin, deneysel jazz dinleyerek büyüdüğü görülür. bunlar, aynı yemeğin defalarca ısıtılıp önlerine konulacağı tipler değildir..doğal olarak, farklı tatlar arayacaklardır. işte, esbjörn svensson trio onlara bu aradıkları farklı tadı verebilecek bir grup. isveç folk geleneğinden tutun da, avrupa klasik müziği ve hatta rock’n roll’a kadar değişik etkileri barındıran, erişilebilir, dans edilebilir, jazzy bir sound." demiş.